GÜL Bu sözleri neden Unuttu?

 

15 yıl önce Ermenistan Cumhurbaşkanı geldi diye kıyameti koparan Gül değişen hiç bir şey olmadığı halde maç bahanesi ile Erivan’a gidiyor

Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın, Gül’ü Erivan’da oynanacak Türkiye-Ermenistan Dünya Kupası Grup Elemesi Futbol karşılaşmasını izlemek üzere Ermenistan’a davet etmesiyle başlayan tartışmalarda ‘Ermenistan’ galip geldi.

FIRSAT SUNACAKMIŞ
Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada ‘Söz konusu maçın önemli fırsatlar sunan bir anlam taşımakta’ olduğu hatırlatıldı ve ‘Maç vesilesiyle yapılacak ziyaretin bölgede yeni bir dostluk ikliminin oluşmasına katkıda bulunabileceği’ savunuldu.

KULAKLARI TIKADI
Yani bütün Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olacağını söyleyen Gül, Türkiye’nin büyük çoğunluğunun ‘Yapma. Azeri topraklarını işgal eden, Kars’ı Erzurum’u hala bizden isteyen Ermeni’nin ayağına gitme’ uyarısına kulak tıkadı, Erivan’a gitme kararını açıkladı.


Yıl: 1993 Abdullah Gül
O adamın elini nasıl sıkarsınız
Ermeni Cumhurbaşkanı Özal’ın cenazesine geldi diye RP Demirel hakkında gensoru vermiş. Partisi adına Gül söz alıyor:
Siz bana bir ülke gösterin ki, kardeşleriniz savaş halinde olacak, kardeşleriniz katledilecek. Kardeşlerimiz katledenler ‘Asya’nın haritaları nihai şeklini almamıştır’ diye açıklamalar yapacak, Kars’ın, Ermenistan toprağı olduğunu iddia edecek, bütün bunlardan sonra o adam Türkiye’ye gelecek ve siz de elini sıkacaksınız!..    http://www.gunes.com/2008/09/05/manset/manset.html


Amerika memnun
Washington, Gül’ün, Erivan’a gitme kararını ‘memnuniyetle’ karşıladı
Baykal ise, ‘Sözde soykırım anıtına da çelenk koysun’ diye yüklendi
CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül’ün, Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın, Erivan’da yarın oynanacak Ermenistan-Türkiye Dünya Kupası Grup Eleme maçı için yaptığı daveti kabul etmesi yurt dışında da yankı buldu. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Avrupa Bürosu Sözcüsü Mark Toner, bu kararı ‘memnuniyetle karşıladıklarını’ ve Gül’ü, ‘cesaretinden dolayı tebrik ettiklerini’ de açıkladı.

SARKİSYAN’A NE DEDİ?
İNGİLİZ The Guardian gazetesi de, ziyareti ‘Futbol Diplomasisi’ başlıklı bir makaleyle değerlendirdi. Makaleye kaleme alan gazetesi Stephen Kinzer, Gül’ün kendisine, Kazakistan’da yaptığı görüşmede Sarkisyan’a, ‘Hepimiz bu toprakların çocuklarıyız ve sorunlarımızı birlikte çözmek zorundayız. Bunu düşmanca duygularla yapamayız. Bu düşmanlıkları beslemememiz lazım’ dediğini aktardı.

BAYKAL: İBRETLİK ÇELİŞKİ
ERİVAN ziyaretine muhalefetin sert tepkisi ise dün de sürdü. CHP lideri Deniz Baykal, Gül’ün 15 yıl önceki düşünceleriyle şimdiki arasında ‘ibret verici bir çelişki’ olduğunu belirterek, ‘Bu sürede değişen, o gün söylediklerini bugün unutan kişinin Cumhurbaşkanı olmasıdır. Ermenistan’a gitmişken, sözde soykırım anıtına da çelenk koysun. Böylece kendisini yönlendirenleri veya gitmeye ikna edenleri mutlu etmiş olur’ dedi.

MHP: TARİHİ BİR GAFLET
MHP Meclis Grup Başkanvekili Mehmet Şandır da, Ermenistan’ın kurulduğu günden bu yana Türkiye’ye ‘düşmanlık’ beslediğini hatırlatarak, Gül’ün kararını, ‘tarihi bir gaflet’ olarak nitelendirdi. Şandır, ziyaret için, ‘Asıl olan Gül’ün, Erivan’a kendi isteğiyle mi, yoksa ABD ve AB’nin dayatmasıyla mı gideceğidir. İşte sorgulanması gereken konu budur’ değerlendirmesini yaptı.


15 yıl önce çok farklı bakıyordu
TURGUT Özal’ın 23 Nisan 1993′te yapılan cenazesine, dönemin Ermeni lideri Ter Petrosyan da katıldı ve törende dönemin Başbakanı Süleyman Demirel ile tokalaştı. Refah Partisi, bu gelişmeyi gensoru olarak Meclis gündemine taşırken, parti adına Abdullah Gül, o gün şunları söyledi:    http://www.gunes.com/2008/09/05/manset/manset.html

ŞAHİN GİBİ DAVRANMIYORSUNUZ
‘HÜKÜMET, bu politikasıyla, geleceğimizi öyle ipotek altına almıştır ki, Ermenistan Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı’nın cenaze merasimine katılma cesaretini göstermiştir. Sizin nasıl bir uzlaşmacı olduğunuzu, Türkiye’nin menfaatleri söz konusu olduğunda, şahin gibi davranmayacağınızı, yüzünüzün ne kadar yumuşak olduğunu bildiği için cesaret bulmuş ve Türkiye’ye gelmiştir.’

KARDEŞLERİNİZİ KATLEDİYOR…
‘SİZ bana bir ülke gösterin ki, kardeşleriniz savaş halinde olacak, kardeşleriniz katledilecek ve onlar katledilirken, (Bunun müsebbibi Türkiye’dir) diyecek; (Avrupa’nın haritası bellidir, yerine oturmuştur. Fakat Ortadoğu’nun, Asya’nın haritaları nihai şeklini almamıştır) diye açıklamalar yapacak; Kars’ın, Ermenistan toprağı olduğunu iddia edecek, bütün bunlardan sonra o adam Türkiye’ye gelecek ve siz de elini sıkacaksınız!’

   http://www.gunes.com/2008/09/05/manset/manset.html

KADIN

Kadının Değeri

İSLAM’DA KADININ DEĞERİ İslâm Dîni, kadına en büyük değeri vermiş ve onun namuslu, temiz, vakarlı, haysiyetli ve şerefli bir tarzda yaşamasını sağlamıştır. İslâm nazarında kadın, şefkat, merhamet, hürmet duyulması ve nezâket gösterilmesi gereken asîl ve nezîh bir varlıktır. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, kadınların nârin, nâzik ve kibâr olduklarına işâretle, onların hiç kırılmaması ve incitilmemesi gerektiğini tavsiye etmişlerdir. Bir hadîs-i şerîflerinde:

“… Kadınlar hakkında hayırlı olup nezâketle muâmele etmenize dâir vasiyyetime itâat ediniz! Çünkü onlar eğe kemiğinden yaratılmıştır. Eğe kemiğinin en eğri tarafı üst kısmı (ortası) dır. Eğer sen onu doğrultmaya uğraşırsan, kırarsın; kendi hâline bırakırsan, daima eğri kalır. O halde kadınlar hakkında hayır öğüdüme dikkat ediniz!” (1) buyurur.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ilk defâ inanan ve O’na en büyük desteği veren Hz. Hatîce (r.anha) vâlidemizdir. Nitekim Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz, Hz. Hatîce (r.anha) vâlidemiz hakkında şöyle buyurur:

“Allâh bana Hatîce’den hayırlı bir kadın vermemiştir. Bütün insanlar beni yalanlarken, O beni tasdîk etmiş; insanlar benden kaçarken, O beni malı ile desteklemiştir. Ve Allâh bana başka hanımlardan değil, O’ndan çocuk ihsân etmiştir.” (2)

Kadın, aynı zamanda ilk İslâm şehîdidir. Hz. Ammâr (r.a.)’ın annesi Hz. Sümeyye (r.anha), Mekke’de müslümanlığı ilk kabul edenlerden ve bu yüzden dayanılmaz işkencelere uğrayanlardandı. Kendisine İslâm’dan ayrılması için yapılan her türlü eziyet ve zulme rağmen, hak yoldan dönmedi. Sonunda Sümeyye (r.anha), Ebû Cehl’in süngüsü altında can vermiş ve Allâh yolunda ilk İslâm şehîdi olmak şeref ve mertebesine erişmiştir. (3)

Kur’ân-ı Kerîm’de “en-Nisâ”(Kadınlar) isimli, yüz yetmiş altı âyetlik uzun bir sûre olduğu gibi, ayrıca “Meryem” diye Hz. Îsâ (a.s.)’ın annesine atfedilen doksan sekiz âyetlik müstakil bir sûre daha vardır. Bunlardan başka; “en-Nûr, el-Ahzâb, el-Mümtehine, et-Tahrîm ve et-Talâk” sûreleri de kadınlarla ilgili çeşitli konuları içine almaktadır.

İslâm Dîni’nde kadın, âile ocağında temel eğitimi veren ilk öğretmen ve mükemmel bir eğitimcidir. Çocuğun terbiyesi, yetişmesi, her yönden gelişmesi, daha küçük yaşta iken güzel alışkanlıklar kazanması ve faydalı bilgilerle donatılması husûsunda annenin rolü çok büyüktür. Baba, evin nafakasının temini için ömrünün ekserîsini âilesinden dışarıda geçirmekte, çocuğu ile yeteri kadar meşgul olamamaktadır. Bu durumda, çocuğu asıl yetiştiren ve terbiye eden anne olmaktadır. Nitekim peygamberler, mürşid-i kâmiller, velîler, sultanlar ve daha nice büyük insanlar, hep mümtaz annelerin kucaklarında yetişmişlerdir.

Ahlâk kitaplarımızda; çarşıdan alınan değişik yeni bir şeyi, çocuklara bölüştürürken önce kızlardan başlanarak ikrâm edilmesi tavsiye edilmiş, kız çocukları daha hassas ve nâziktirler, diye düşünülmüştür.

Kız çocuklarının bakımı ve terbiyesi için her türlü fedâkârlıkta bulunan anne ve babaların, büyük fazîlet ve ecir sâhibi olacaklarını Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, şu hadîs-i şerîfleriyle beyân buyurmuşlardır:

“Kim, (iki veya üç) kız çocuğunu erginlik çağına erişinceye kadar besleyip büyütürse, kıyâmet gününde -iki parmağını birleştirerek- onunla şöylece beraber oluruz.” (4)

Bu da, yüce dînimizin kadına verdiği üstün değeri gösterir.

 

 

Kaynaklar:
(1) Buhârî, Enbiyâ, 1.
(2) İbn-i Hâcer, el-İsâbe, c. IV, s. 275.
(3) İbn-i Hâcer, a.g.e., c. IV, s. 327.
(4) Müslim, c. IV, s. 2028

http://sevmk.blogspot.com/2008/03/kadnn-deeri.html

İSLAM’DA KISAS CEZASI

ADALET

islam dininde KISAS cezası vardır.

Cana,can,dişe diş,azalara göre kişi cezalandırılır.

Bu ceza şekli Allahın bir Rahmetidir.

Suçluyu sadece hak sahibi affedebilir.

Suçluyu devletin affetmesi zulümdür.

Bir kişinin cezalandırılması,toplumun kurtulması demektir.

Huzur İslamdadır.

Cahillerin İlahları

CAHİLİYE İNSANININ İLAH DÜŞÜNCESİ

İslam’dan önceki arapların ve eski milletlerin ilahlık bağlamında ne gibi düşüncelere sahip olduklarına,buna karşılık Kur’an’ın bu sözcükle ilişkili hangi yaklaşımları reddettiğine de bakmamız gerekmektedir.
1. “Onlar,kendileri için bir güç kaynağı olmak üzere (ya da onların himayesine girerek mahfuz kalmak için) Allah’tan başka ilahlar edindiler.” (Meryem, 81 )
“Yardım edilecekleri (Yani ilahların kendilerine yardım edecekleri) ümidiyle Allah’tan başka ilahlar edindiler.” (Yasin, 74 )

Bu iki ayet-i kerimeden anlaşılmaktadır ki,cahiliye ehli,ilah olarak niteledikleri varlıkların kendilerini desteklediğini,musibet ve belalardan koruduğunu ve onların himayesinde korku ve zarardan mahfuz kaldıklarını düşünüyordu.
2. “Rabbinin kararının vakti gelince,Allah’a şerik koştukları ilahları bir işe yaramadı ve onların yıkım ve felaketlerinden başka bir şeyi artırmadı.” (Hud, 101 )
“Allah’tan başka edindikleri ilahlar,yaratılmışlardır,hiçbir şey yaratamazlar,diri değil ölüdürler,ne zaman yeniden diriltileceklerini de bilmezler,ilahınız tek bir ilahtır.” (Nahl, 20-22  )
“Allah’tan başka ilah edinme,O’ndan başka ilah yoktur.” (Kasas, 88 )
“Allah’tan başkalarını (ilah olarak) çağırıp duranların,gerçekte bu ortak koşageldikleri şeylere de uyup bağlandıkları yok (ya)… Sadece vehim ve zanlarına uyuyor onlar;yalan söylemek,bütün yaptıkları.” (Yunus, 66 )

Bu ayetler birkaç meseleye ışık tutmaktadır:
a. Cahiliye insanı,ilah olarak nitelediklerinden sorunlarının çözümünü ve gereksinimlerinin karşılanmasını diliyor,başka bir deyimle onlara niyazda bulunuyordu.
b. Onların ilahları sadece cin,melek ya da tanrılardan oluşmuyordu.Bunlar arasında ölüp-gitmiş insanlar da vardı.Nitekim bu, “Diri değil ölüdürler” ve “Ne zaman yeniden diriltileceklerini bilmezler” ibarelerinden açıkça anlaşılmaktadır.
c. Onlar ilahlarının,kendi dualarını işittiğini ve onlara yardım etmeye kadir olduğunu zannediyordular.

Bu noktada,söz konusu niyaz ve yardımı beklenen ilahın keyfiyetinin iyice anlaşılmasını gerekli görüyorum.Eğer ben susayıp ta su getirmesi için hizmetçimi veya hastalanıp beni tedavi etmesi için doktoru çağırıyorsam;ne bu çağırma niyaz olarak nitelendirilebilir ve ne de bu,hizmetçi ya da doktoru ilahlaştırmak manasına gelir. Çünkü bütün bu olanlar sebep ve sonuç zinciri içerisinde gerçekleşmektedir,dışında değil.Ancak eğer ben susuzluk hali ya da hastalık durumunda hizmetçi ya da doktoru çağırmak yerine,herhangi bir veli ya da putu yardımıma çağırırsam, bu tabii ki onları ilahlaştırmak ve onlara dua etmek olur.Çünkü,benden yüzlerce kilometre uzakta bir kabirde istirahat etmekte olan veliyi yardımıma çağırmam,onun bu haliyle beni duyup işittiğini kabul ettiğim manasına gelir.Bana göre,o,sebepler alemine hükmetmektedir ve bu yüzden de bana su yetiştirmeye ya da hastalığımı gidermeye kadirdir.Aynı kıyastan hareketle böyle bir durumda herhangi bir putu yardıma çağırmak da onun su,sıhhat ya da hastalık üzerine hakimiyeti olduğu ve olağanüstü bir şekilde benim gereksinimimi karşılamak için sebepleri harekete geçirebildiği manasına gelir.O halde kendisine niyaz etmeyi gerektiren ilah kavramı hiç şüphesiz olağanüstü bir otorite ile birlikte olağanüstü güçlere sahip olma düşüncesini de beraberinde getiren bir kavramdır.
3. “Etrafınızdaki (kalıntılarını gördüğünüz) köyleri (ahalisini) biz helak ettik.Belki geri
dönerler diye onlara ayetlerimizi defalarca göstermiştik.Yakınlık vesilesi görerek Allah’tan başka edindikleri ilahlar,azabımız inerken neden onlara yardım etmediler? Yardım etmek bir tarafa onları bırakıp kayboldular.Bu onların yalanı ve uydurup durdukları şeylerdi.” (Ahkaf, 27-28 )
“Sizlerin de (sonunda) ona döndürüleceği,beni yaratana neden ibadet etmeyeyim? Rahman bana bir zarar vermek istediğinde şefaatleri bir işe yaramayacak ve beni kurtaramayacak ilahlar mı edineyim?” (Yasin, 22-23 )
“Allah’tan başka veliler edinenler var ya,biz onlara sırf Allah’a yaklaştırmaları için tapıyoruz (derler) Allah,onların ihtilafa düştükleri meselede (kıyamet günü) kararını verecektir.” (Zümer, 3 )
“Allah’ı bırakıp ta kendilerine ne zarar ve ne de fayda verebileceklere tapıyor ve bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir diyorlar.” (Yunus, 18 )
(1)
Bu ayet-i kerimeler ışığında diğer bazı meseleler de aydınlığa kavuşmaktadır.Bu ayetlerden cahiliye insanının uluhiyetin kendi ilahları arasında bölüşüldüğü ve onların üzerinde daha yüce bir ilah olmadığı gibi bir görüşü taşımadıkları anlaşılıyor.Cahiliye insanın da açık bir şekilde,en yüce ilah düşüncesi vardı ve dillerinde Allah kelimesinin bulunması da bu yüzdendi.Diğer ilahlar bağlamında ise,en yüce ilahın ilahlığında diğer ilahların da birazcık müdahale ve nüfuzları olduğu inancını taşıyordular.Onlara göre diğer ilahların sözleri tutuluyor,onlar vasıtasıyla işler yürütülebiliyor,herhangi bir kazanç sağlama ve zararlardan korunma yolunda şefaatleri kabul ediliyordu.Bu gibi inançlar yüzünden onlar,Allah’la birlikte diğerlerini de ilah olarak görüyordular.Dolayısıyla onların terminolojisine göre herhangi bir kimseyi Allah katında aracı tutarak ondan yardım dilemek,onun önünde tazim ve terkim merasimleri tertiplemek ve adak adamak,onu ilahlaştırmaktır.
4. “Allah “iki ilah edinmeyin” dedi.İlah sadece bir tanedir.O halde sadece benden korkun.” (Nahl, 51 )
“Ve (İbrahim) Rabbim bir şey dilemedikçe O’na şerik koştuklarınızdan asla korkmuyorum dedi.” (En’am, 80 )
“(Hud’un (a.s) kavmi ona) Sana sözümüz ancak şudur;Tanrılarımızdan bazıları seni fena halde çarpmış dediler.” (Hud, 54 )

(1) Burada şefaatin iki çeşit olduğunun iyice bilinmesi gerekir:
Şu veya bu şekilde,zor ve nüfuza dayalı olan ve behemehal kabul ettirilip bırakılan,
Sırf bir iltica ve istek niteliği taşıyan ve kabul ettirme gibi bir baskıyı peşinden getirmeyen,
Birinci şıktaki manasıyla herhangi bir kimseyi şefiğ (şefaat edici) ya da aracı olarak görmek onu ilahlaştırmak ve ilahlıkta Allah’a eş koşmaktır.Kur’an böyle bir şefaati reddetmektedir.İkinci şıktaki anlamıyla,Peygamberler (a.s),melekler,Salihler,ehl-i iman ve tüm kullar başka bir kul hakkında şefaat edebilirler.Ancak,herhangi bir kimsenin şefaatini kabul etme ya da etmeme hususunda yüce Allah tam bir yetkiye sahiptir.Kur’an-ı Kerim bu tür şefaati teyid etmektedir. (Mevdudi)

Bu ayetlerden,cahiliye insanının,eğer ilahlarını şu veya bu şekilde darıltırlar ve onların yönlendirme ve inayetlerinden mahrum kalırsa,kendilerinin hastalık,kıtlık,can ve mal kaybı ve diğer afetlere uğrayacakları korkusunu taşıdığını anlıyoruz.
5. “Onlar alim ve rahiplerini Allah’a ortak koştular ve Meryem oğlu Mesih’i de ilahlaştırdılar.Oysa,onlara kendisinden başka ilah olmayan tek bir ilaha ibadet etmeleri buyurulmuştu.” (Tevbe, 31 )
“Nefsini ilahlaştıranı görmedin mi? Sen onun sorumluluğunu üzerine alır mısın?
(Furkan, 43 )
“Aynı şekilde (ilahlıkta) ortak koştukları, müşriklerin çoğuna evlatlarını öldürmeyi hoş gösterdiler.” (En’am, 137 )
“Onların (ilahlıkta) ortak koştukları,Allah izin vermediği halde,onlar için din cinsinden bir şeriat mı koymuşlar?” (Şura, 21 )

Bu ayetlerde,ilahın daha önceki manalarından çok daha farklı bir anlamı göze çarpmaktadır.Burada,ilahlaştırılmış olanlarda herhangi bir olağan üstünlük söz konusu değildir.Onlar ya insandır ya da insanın kendi nefsidir.Bunlar,kendilerine niyazda bulunuldukları,fayda ya da zarar vermeye kadir oldukları ve himaye gücü taşıdıkları için ilahlaştırılmamışlardır.Bilakis,onlar,koydukları hükümler kanun olarak kabul edildiği,emir ve nehiylerine itaat edildiği,helal kıldıkları helal,haram kıldıkları haram olarak benimsendiği için ilahlaştırılmışlardır.Aynı şekilde bunların yalnız başlarına hüküm koyma ve yasaklama yetkilerine haiz olduğu ve bunlardan daha üstün kendisine başvurulacak ya da izin alınacak bir otorite olmadığı düşüncesi revaç bulmuştur.
İlk ayette alim ve rahiplerin ilahlaştırılması söz konusu edilmektedir.Bu ayetin dolaylı açıklamasını hadislerde bulmaktayız.
Adiy Bin Hatem’in (r.a) bu ayetle ilgili olarak Peygamber Efendimiz (s.a)’e yönelttiği soruyu;O,şöyle cevaplamıştı: “Sizler,alim ve rahiplerinizin helal kıldığını helal,haram kıldığını haram kabul ediyor ve Allah’ın bu konuda ne buyurduğuna aldırmıyordunuz.”
İkinci ayetin anlamı ise gayet açıktır;nefsi arzularına boyun eğen ve onun emirlerini daha üstün gören kimse,aslında kendi nefsini ilahlaştırmıştır.
İlk iki ayetten sonra gelen diğer iki ayette,her ne kadar ilah kelimesi yerine ortak(şerik) kelimesi gelmişse de,bizim tercümede belirttiğimiz gibi burada ilahlıktan ortaklık kastedilmektedir.Her iki ayette de,Allah’ın izni olmadan herhangi bir kimsenin koymuş olduğu örf,kanun ve sistemi caiz görenlerin,söz konusu kanun koyucuyu Allah’a ilahlıkta ortak koştukları açıkça belirtilmektedir.

Dünya Bizimdi

Dünya bizimdi,Tersine döndü çarkımız.

Hala övünürüz ,vardır şanlı tarihimiz.

Kaybettikçe,Hayvandan yok farkımız.

Şimdi,Yiyip,içeriz,Tuvalete Koşarız.

 

Üç kıt’a da at oynattık,Nam saldık.

Bir zaman,Amerika’dan vergi aldık.

Ya Fıransayı,Parmağımızda oynattık.

Zalim,Kalleş,İngilizi Denize gömdük.

 

Kara deniz gölümüzdü.Zordaydı Rus.

Ak deniz zaten bizimdi,içinde Kıbrıs.

İslâm ülkeleri emrimizdeydi,farksız.

Onlarla kardeş olmuştuk,Yok imansız.

 

İtalyanı,Yunanı Devlet saymadık.

Kiliseleri cami yapıp ezan okuduk.

Sonunda Almanyaya köle olduk.

Soysuzlara uyduk,Tarihi unuttuk.

 

Hıristiyan oyununa yenildik,inan.

Bir daha dirilecağız,vardır güman.

Amel gittiysede,yerindedir iman.

Uyuma,uyan kaybolmasın zaman.

 

 

                 mehmet selim polat

=========================

İnsan Müsveddesi

Demokrasi Herkese Hürriyetse.

Baş örtüsü neden yasak öyleyse?.

Rengarenk boyanmak insanlıksa.

Tüküreyim gidiver,Mümkünse.

 

Sakalına bak sembolize edilmiş.

Soytarı kılıklı insanlar varmış.

Bunlar meğer ilkel medeniymiş.

Tükürme, yazık dahası varmış.

 

Dar pantolun giy kıvırda git.

Sokakta çoğaldı iki ayaklı it.

Çamaşırında var on tane bit.

Dokunma ısırır,salıver git.

 

Erkek züppe,Kadın fahişe.

Şeytanın aklı ermedi bu işe.

Taharete gerek yok,ayakta işe.

Bunlar çağdaş,söver geçmişe.

 

Saçları rengarenk,boya cümbüşü

İnsan denilmez,sadece canî dişi.

İçki içer,diskolarda sürünür kişi.

Gelecek meçhul,berbat geçmişi.

 

Müslüman demek için şahit yok.

Domates kırmızı,Tanığı çok

Biber yeşildir,tanımayan yok.

Patlıcan alırken,tarife gerek yok

 

Kişinin Görünüşü,aynasıdır.

Laf dediğin onun palavrasıdır.

Ayinsei iştir,söz açıklamasıdır.

İman kalpte değil,yaşantısıdır.

 

Anasını kesmiş,aptal bunak.

Olmuşlardı,İslamdan Uzak.

Sonu bu olacaktı muhakkak.

Cehennemde yakacaktır,HAK.

 

Mehmet selim polat

Ahlak

Ayetler

Gurbet

Ahlak

Haya kalmadı,her taraf rezalet.
Kumar,eroin,içki,fuhuş mel’anet.
Okullara sokuldu,işte mektubat.
Nurun girmediği yere,girer zülumat

Ne Allahı tanır,ne namaz kılar.
Ne Allahtan korkar,nede utanır.
o sadece haram, parayı tanır.
Nerde akşam,orda sabah uyanır.

Yolda yürürken insan sanırsın.
Tatlı sözlerine hemen aldanırsın.
Devlet baba,bundan sorumlusun.
Evladına sahip çık ne olursun? .

Baba öz kızına saldırıyor,utandım.
Ahlak çökmüş bunu er geç anladım.
Evlat ana,babayı dinlemiyor,inan.
Dua ile olmuyor,haniya ilahî yasam.

Hırsızlık meşrulaştı,yalan kutsallaştı.
Her yer Kamusal alan,sarpa dolaştı.
Geç kaldık bile,atı alan üsküdara ulaştı.
Allah canımı alsın,kıyametmi yaklaştı?

Müslümanlık gericilikmiş,ahmak’a bak.
Hıristiyanlığa özeniyor,bunak,avanak.
Yahudi iyilik düşünmez,muhakkak.
Ermeni öc almak için,ahlakı yıkacak.

Müslüman olmayan olur bir gün pişman.
Bana ne? diyeni,affedermi? ,hiç düşman.
Kur’an,a uymayan,olur bir gün perişan.
Şeytana uyma,pakize,ayşe, fatma,hurişan.

Gençlik bu değil,ne olur secdeye eğil.
Yol bu yoldur,gittiğin bu yol,yol değil.
Sanki bir rüya gördün,sabah oldu ayıl.
Dost arıyorsan eğer,Muhammed’e sarıl.

Mehmet Selim Polat